Detroit: Become Human İncelemesi – Seçimli Oyunlara Yeni Bir Soluk

Seçimli oyunlar her ne kadar Telltale ile tanınır hale gelse de çok uzun geçmişi olan bir tür. Modern seçimli oyunlara, yani interaktif hikayelere yakın olan ilk oyun ise herhalde 2005’teki Fahrenheit: Indigo Prophecy. Bu oyunda 3 farklı karakter var. Her bir karakterin kişiliği farklı, yaptıkları iş ve amaçları farklı. Fakat burada öyle bir denge var ki, yaptığınız neredeyse her bir seçimin hikayeye etkisi var. Bir karaktere iyi olsun diye yaptığınız bir şey öbür karakter için kötü sonuçlanabiliyor. Her karakterin bir de kontrol etmeniz gereken durumları var. Durumları kötüye düşerse yavaş yavaş delirip intihar edebiliyorlar mesela. Ve bunun sonucunda da Game Over yiyorsunuz. İşte bu oyunu yapan yapımcının ismi Quantic Dream’di.

Aslında yapımcıların ilk oyunu Omikron: The Nomad Soul. Ama daha çok Fahrenheit tanınıyor. Önceleri Microsoft ile birlikte çalışmayı planlayan Quantic Dream, yeni projelerinin teması Microsoft’a ağır geldiğinden Sony’e gittiler. Sony ile anlaşmayı sağlayan Quantic Dream 4 sene çalışarak 2010 yılında PS3 için Heavy Rain’i geliştirdi. Bu sefer 4 farklı karakter, daha iyi grafikler, daha iyi bir hikaye ve oyuna çok daha fazla etki eden seçimler vardı. Heavy Rain gerçekten iyi bir oyundu ve oldukça da konuşuldu. Sonra zaten Telltale çıktı. Ve arada Beyond: Two Souls diye bir oyun da çıktı ama hem Telltale’ın Walking Dead oyununun etkisinden, hem de Beyond: Two Souls’un özellikle Heavy Rain ile karşılaştırılınca hele seçimler konusunda çok geriye gittiği görülünce Beyond arada kaynadı.

Ama Detroit, bunu değiştirmeye geldi. Gösterilen videoları oldukça ilgi çekiciydi ama biraz yanlış bir zamanda geliyor gibiydi. Beyond’dan sonra yapımcıya güvenmeyen çok kişi vardı, Telltale bu türün suyunu çıkarmıştı, arada çıkan Until Dawn ve Planet of the Apes: Last Frontier gibi oyunlar da oyuncuları memnun etmeyince Detroit’in kaderi belirsizdi. Ama oyunla geçirdiğim 10 saatin ardından rahatlıkla söyleyebilirim ki Witcher 3 ve God of War gibi Detroit: Become Human da bu jenerasyonun başyapıtlarından.

detroit become human ile ilgili görsel sonucu

Hikayemiz 2038’de, Detroit şehrinde geçiyor. Androidler artık her eve, iş yerine, okula girmiş ve insanların yerini almaya başlamış. Bununla sıkıntısı olan çok, ama olmayanlar da var. Fakat gene de olmayanların baskısı çok fazla ve androidler günden güne daha da itilip kakılıyor. Biz de bu Dünya’da 3 farklı Android’i oynuyoruz. Markus, Connor ve Kara. Markus, yaşlı bir adamın yardımcısı. Bu adam bir ressam ve Markus’a oldukça iyi davranıyor. Connor ise bir dedektif. Kendisi dönemin en akıllı androidi. Ve arada gerçek dedektiflere yardımcı olarak gönderiliyor. Kara ise bir ev robotu. Ev işlerine yardım eden, varsa ailenin çocuklarına yardım eden bir android. Kendisini bir baba ve kızı alıyor. Fakat babanın Kara’dan hoşlandığı pek söylenemez.

Oyun boyunca bu 3 karaktere de baya ısınıyoruz. Ve kendileriyle aşağı yukarı aynı süreleri geçirsek de hikayenin ana odağı çok bariz Markus. Hikayenin sadece ilk 1 saatinden bahsederek bıraktım çünkü hikaye çok iyi. Gerçekten baya iyi. Sadece ana karakterler değil yan karakterler de iyi. Ayrıca her bir karakterin farklı görsel tarzları, farklı oynanışları, farklı müzikleri ve farklı bir hissiyatları var. Markus ile oynarken kendinizi bir kral gibi hissedeceksiniz. Temsil ettiğiniz canlıları ve fikirleri, bu canlıları ve fikirleri önemsemeyen kişilere anlatmak için zor seçimler yapacaksınız. Connor ile oynarken kendinizi bir Hollywood filminin içinde gibi hissedeceksiniz. Olayları çözeceksiniz, suçluların peşinden koşacaksınız ve bazen karanlık bazen aydınlık mekanlarda çeşitli aksiyonlara gireceksiniz.

Ä°lgili resim

Benim en sevdiğim kısımlara, yani Kara kısımlarına geldiğinizde ise Detroit’in karanlık yüzünü göreceksiniz. Android’lere yapılan işkenceleri görecek, yaşayacak ve bir başka canı taşımanın zorluklarını öğreneceksiniz. 3 karakterde de ortak olan tek şey ise yaptığınız seçimler. Yaptığınız neredeyse her seçimin bir sonucu var. Bazıları sadece o an yapacağınız bir eylemken, bazılarının çok büyük sonuçları olabilir. Ve bunları ayırt etmenin çok kolay olmadığını da belirteyim. Oyunu güzel yapan en büyük etken de bu. Her seçimde dikkatli olmanız gerekmekte. Tabii ki en zor seçimler sonlarda yaşanacak ama bu oyunun başlarında seçimlerinize dikkat etmeyin demek değil. Çünkü sondaki seçimleri belirleyenler baştaki seçimleriniz.

Seçimler demişken Fahrenheit’taki en büyük eksikliklerden biri bu oyunda kapatılmış. Karakter öldü mü Game Over olmuyor bu oyun. Karakter öldü mü ölüyor, ve siz diğer karakter ile oynamaya devam ediyorsunuz. Bu gerçekten harika bir şey. Connor bir polis olduğu için sürekli geri getirilebiliyor ama onun da kalıcı olarak öldüğü kısımlar var. Dikkatli olun. Kara ve Markus ise bildiğim kadarıyla gitti mi gidiyor. Başka bir seçenek yok. O yüzden onlarda ekstra dikkatli olun. Bu arada 3 farklı karakter yönetiyorsunuz ama tabii ki hikayeleri bir yerde kesişiyor. Ki bence oyunun en güzel bölümü de orası. O zamana kadar yaptığınız tüm seçeneklerin birleştiği, her şeyinizi kaybedebileceğiniz ya da çok yeni şeyler kazanabileceğiniz bir sahne olmuş. O sahneden sonra gene karakterler kendi yollarına gidip hikayeyi bitiriyor ama sona gelmeden önce hepsinin bir noktada buluşması fikrine bayıldım.

detroit become human connor chase ile ilgili görsel sonucu

Biraz da oyunda ne yaptığımıza bakalım. Burada 3 farklı kısma ayırabiliriz. Hareket etme, seçim yapma ve hızlı tuşa basma sahneleri. İlk kısım hareket etmede karakterin kontrolü bize veriliyor. Kamera kontrolü bazen bizde, bazen oyunda oluyor. Etrafta geziyoruz, bir yere gidiyoruz veya bir şeyden kaçıyoruz bu sahnelerde. Yürüme simülasyonu oyunlar gibi değiller ama gidebileceğimiz yerler sınırlı olduğu için inanılmaz eğlenceli sahneler değiller. İkinci kısım seçim yapma oyunun çoğunluğunu kaplıyor. Ara sahneler izleyip diyalog seçimleri yapıyoruz. Ama Telltale gibi şeyler beklemeyin. Çoğunlukla diyaloğun, hatta bazen tüm bölümün gidişatını etkileyen diyaloglarla karşılaşabiliyoruz.

Üçüncü kısım ise bu oyunun hem en eğlenceli, hem de en gerilimli kısımları. Hızlı tuşa basma sahneleri. Gene Telltale gibi şeyler beklemeyin. Bunlar çok daha zor ve çok daha çeşitli. Sadece belirli tuşlara basmak yerine bazen  dokunmatik ekranı kullanmak, bazen sağ analog ile garip şekiller yapmak ya da kumandayı aşırı hızlı bir şekilde yukarı aşağı sallamak olabiliyor. Aksiyonlar kesinlikle harika. Her zaman tuşa basma gibi olmuyorlar. Özellikle Connor’la oyunun ortalarına doğru yaptığımız kovalamaca sahnesi hem görsel hem de teknik anlamdan aşırı başarılı. Bazen kendiniz giderken bazen tuşa basma sahnesi, arada seçim falan yapıyorsunuz ve hem takip ettiğiniz kişiyi kaçırmamak, hem de ölmemeye çalışmak gerçekten de aşırı korkunç ama aşırı da zevkli bir hal alıyor. Bu hızlı tuşa basma sahnelerinde yanlış hareketlerinizin sonucunda karakterlerin ölebileceğini de belirtelim. O yüzden bu sahnelerde aşırı dikkatli olmanız gerekecek, hazır olun.

detroit become human flowchart ile ilgili görsel sonucu

Seçimler konusunda söylemek istediğim son şey ilk defa bu oyunda gördüğüm akış şeması.(Yukarıdaki ilk bölümün, korkmayın) Bölümde sizin yaptığınız ve yapabileceğiniz her şey bölüm sonlarındaki bu akış şemasında yazıyor. Ve bu akış şemalarının bazıları akıl sağlığınızı bozabilecek kadar büyük. Yapımcıları gerçekten tebrik etmek lazım. Gelelim teknik özelliklere. Grafikler inanılmaz. Ben normal, ilk çıkan PS4’te oynadım ve FPS düşüşüne de pek rastlamadım. Teknik anlamda harika olmuş oyun.

Müzikler ise tamamen ayrı bir nokta. Her karakter için farklı besteciler seçilmiş ve bu gerçekten de aşırı belli oluyor. Bahsettiğim temalara göre müziklerin temaları da değişiyor. Benim en beğendiğim müzikler aşırı yüksek tempoda oldukları için Connor’ınkiler oldu ama Kara’nın müzikleri de yavaş olmalarına rağmen bir o kadar da etkileyici. Markus müziklerinden hiçbirini beğenmedim sanırım. Markus zaten benim için en sıkıcı karakter oldu. Oyunun ilk yarısında hiçbir sahnesini sevmedim. Sonlarına doğru olan sahneleri güzel ama gene de tüm Markus sahnelerini toplasanız bir Connor veya Kara sahnesi etmiyor benim gözümde. Toparlarsam oyuna bayıldım. Dediğim gibi bu jenerasyonun göz bebeklerinden. Uncharted 4’ü falan da beğenmiştim mesela ama o her ne kadar yaptığı işi en iyi yapsa da yeni bir soluk getirmiyor. Hem Witcher 3, hem God of War, hem de Detroit: Become Human ise bunu yapıyor. Detroit oynadıktan sonra Telltale’ın kapanmasının sebebini anlamak hiç zor değil. Kesinlikle oynanması gerekli. Senenin en iyilerinden.

Puan: 9.5/10

Bir cevap yazın

Araç çubuğuna atla
Online Oyunlar Listesi - Oyun Haberleri - Oyun Videoları Youtube - Steam Çekiliş
Tüm hakları Mario'nun mantarında saklıdır.
Hakkında - Gizlilik - Kullanım Şartları